• info@semraay.com
Biyografi
Semra Ay Çırpan

Biyografi

1987 yılında Antalya’da doğan sanatçı, lise eğitimini Antalya Atso Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi Resim Bölümü’nde tamamlamış, lisans programına 2005 yılında burslu olarak kazandığı, Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Plastik Sanatlar Bölümü’nde başlamış, 2010 yılında yüksek onur derecesi almaya hak kazanmış ve bölüm birincisi olarak mezun olmuştur. Lisans öğrenimi sırasında Plastik Sanatlar Bölüm Başkanı Prof. Zahit Büyükişliyen’e öğrenci asistanlığı görevinde bulunmuş ve Prof. Ergin İnan, Prof. Kaya Özsezgin, Prof. Özdemir Altan, Prof. Fevzi Karakoç ve Prof. Aydın Ayan gibi pek çok usta sanatçı ile çalışmıştır. 2010 yılında Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Plastik Sanatlar Bölümü’nde burslu yüksek lisans yapmaya hak kazanan sanatçı “Günümüz Türk Resminde Soyut Mekanlar” konulu tez çalışmasını 2012 yılında tamamlamıştır. 2011-2016 yılları arasında İş Sanat İzmir Galerisi Yöneticiliği görevinde bulunmuştur.  2016 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Resim İş Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışan sanatçı, 2013 yılı Temmuz ayında başladığı Yaşar Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi, Sanatta Yeterlik Programını 2017 yılında tamamlamıştır. Sanatçı sanat çalışmalarına İzmir Bostanlı’da yer alan atölyesinde devam etmektedir.

Devamını Gör

Sanat Programı

Ozan ÜNAL

Sanatçı

Mehmet KAHYAOĞLU

Sanat Tarihçisi / Akademisyen

Şebnem TÜRKDALI TEMİZOCAK

Uzman Psikolog

Ramazan BAYRAKOĞLU

Sanatçı

Sabire SUSUZ

Sanatçı

Gören BULUT

Sanatçı

Umur TÜRKER

Sanatçı

Serdar LEBLEBİCİ

Ressam

Ayşegül KURTEL

Sanat Yöneticisi

Meriç AKTAŞ ATEŞ

Sanat Yöneticisi

Blog

Osman Hamdi Bey “Mimozalı Kadın”

Osman Hamdi Bey “Mimozalı Kadın”

Osman Hamdi Bey’i (1842-1910) ne kadar tanıyorsunuz? Ressam, siyaset adamı, arkeolog, müze yöneticisi ve Mimar Sinan Üniversitesi’nin kurucusu olmanın yanında o tam bir misyon adamı. O, kadını resimlerinde bir dogma olmaktan çıkarmış. Eşi ve ailesine verdiği önem ve değeri de çektirdiği fotoğraf karelerinden izliyoruz. Aile yaşamında duygusal, kendini geri planda tutan, ailesine öncelik veren çok farklı bir Osman Hamdi görüyoruz. 

osman hamdi aile

Bugün sizinle paylaşmak istediğim eser; Osman Hamdi Bey’in eşi Marie Hanım’ı  (sonradan Naile Hanım olarak bilinen) resmettiği 1906 tarihli tuval üzerine yağlı boya olan “Mimozalı Kadın” eseri. O dönemde daha kadınlar tuvallere konu olarak yansımamışken Osman Hamdi bey tuvalinde kendi eşini resmetme cesaretini göstermiş. Osman Hamdi Bey ne kadar oryantalist resim tarzını benimsemiş olsa da, bu eserinde daha farklı bir tarza (konu seçimi, konunun resmedilmesi ve resmin atmosferi) sahiptir. “Mimozalı Kadın” bu bağlamda çok belirgin özellikler taşır. Resmin fonu (arka planı) tamamen kırmızının tonları kullanılarak boyanmıştır. Bu yöntem ilgiyi tamamen portreye yönlendirir. Gözlerimiz, portrenin yüz ifadesi, mimik kullanımı ve yüz yapısını inceler. Eğer fonda mimari bir eleman, renkli süslemeler gibi detaylar olsaydı gözümüz onlara da takılacak dolayısıyla dikkatimizi portrede toplayamayacaktık. 

Mimozalı Kadın

Osman Hamdi Bey “Mimozalı Kadın”, 1906, Tuval üzerine yağlı boya, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Koleksiyonu

Fonda kırmızının kullanılması bir diğer anlamda şöyle yorumlanabilir; aşkın kalplerimizi ısıtması gibi Osman Hamdi Bey eşine duyduğu aşkı ve sevgiyi kullandığı kırmızı tonlarla ifade etmiştir. Fonun sağ kısmında (mimozaların arkası) fırça darbeleriyle oluşturulmuş adeta koyu bir dumanı anımsatan bölüm ise hala taze kalan aşkın bir temsili olarak yorumlanabilir. Bu alan aynı zamanda resmin derinliğine katkı sağlamaktadır. 

Mimozalı Kadın detay

Resimde bir diğer dikkat çeken unsur ise kıyafetlerdir. Kadının pelerini simsiyahtır fakat içerisinde yer alan elbisesi saten, parlak kumaşlardan yapılmış ve dantellerle süslenmiştir. Siyah pelerinin altında ışıl ışıl, çok şık bir görünüm sunar. Bu görüntü aynı zamanda yüzünü batıya dönmüş bir yaşam stilini de yansıtmaktadır. Osman Hamdi Bey’in gelişime olan arzusu ve batıya dönük yüzü, kullandığı bu yöntemlerle farklı eserlerinde de görülmektedir. 

Ve mimozalar, aşkın ve baharın simgesi. Bahar gelmek üzereyken açan mimoza çiçekleri tazeliği, yeni başlangıçları (baharın gelişiyle) ve kadını sembolize etmektedir. Sarı rengin resimde tercih edilme nedeninin sembolize ettiği duygular olduğu kadar, parlak sarı rengiyle ışıl ışıl parlayan çok dikkat çeken bir renk oluşudur. Sarının şiddeti ve diğer renklerle olan kontrastlığı (karşıtlığı) ilk bakışta dikkatleri çeker. Tuvalin sağ alt kısmına baktığımızda dikkatlerimizi çeken, mimozaların adeta resmin dışına çıktığıdır. Bu anlayış resmin geneline hakimdir. Mimoza çiçekleri tuval dışında da devam ettiği hissini verir ve neredeyse kokusunu hissettirir. Tıpkı sevdiği kadın Marie Hanım gibi. 

Mimoza çiçeklerini daha yakından araştırdığınızda zor kırılan dalları ve hoş kokusu ile kadına ithaf edilen bir çiçek olduğunu da göreceksiniz. Osman Hamdi Bey’in bu detayı atlaması düşünülemezdi!

Marie’nin vücut duruşu dikkatlerimizi çeken bir başka unsurdur. Sanatçı figürü tuvalin tam ortasına konumlandırmak yerine, biraz sola yatık konumlandırmış. Marie (Naile Hanım) ön-yan (3/4) görünüşle sandalyeye oturtulmuştur fakat çok dikkatli bakınca sandalye detayı fark edilmektedir. Figürün bu duruşla resmedilmesi aynı zamanda klasik olanı değil daha modern bir resmetme tarzına dikkat çekiyor. Her zaman bildiğimiz gibi Osman Hamdi’nin klasik olanı aşmak isteyen ilerici tavrının “Mimozalı Kadın” resminde de yaşamaya devam ettiğini görüyoruz. 

“Mimozalı Kadın” bugün Mimar Sinan Üniversitesi Resim ve Heykel Müzesi koleksiyonunda yer almaktadır. 2020 yılında Mimar Sinan Üniversitesi ve Beyoğlu Belediyesi iş birliği içerisinde eserin bir kopyası Kılıç Ali Paşa Mahallesi Beyoğlu’nda bulunan Enli Yokuş merdivenlerine resmedilmiştir. Bu bölgenin tercih edilme sebebi geçmişte Osman Hamdi Bey’in bu bölgede belediye başkanlığı yapması ve Mimar Sinan Üniversitesi (Fındıklı/Beşiktaş) kuruculuğu görevi üstlenmesidir. Belediye ve Üniversite resim bölümü öğrencilerinin bu ortak çalışması, zamanında bu bölgeye iz bırakmış olan Osman Hamdi Bey’e ve hizmetlerine bir teşekkür niteliğindedir. 

Mimozalı Kadın Merdiven

Bu bölümün ortaya çıkışına ilham olan Bizim Resmimiz Programı @gulvelikaya ve @burcupelvanoğlu sohbetine teşekkürlerimle ! Osman Hamdi Bey’in “Mimozalı Kadın” eserini analiz ettiğim bölüm Semra Ay Çırpan YouTube kanalımda yayında! Keyifli seyirler dilerim
https://www.youtube.com/watch?v=WpAksaYoRXc

Devamını Oku
Sabire Susuz ile “Etiket Resimleri” ve hayata bakışı üzerine doyumsuz bir sohbet

Sabire Susuz ile “Etiket Resimleri” ve hayata bakışı üzerine doyumsuz bir sohbet

Bütün enerjisini sanata veren, sanatıyla evli olan çok üretken bir sanatçının evine konuk oldum. Sevgili Sabire Susuz ile tanıştığım, hayattan, sanattan konuştuğumuz unutulmaz bir gün oldu. Çekime kadar defalarca telefonda konuştuk, fikir alışverişinde bulunduk, heyecanlarımızı paylaştık. Pandemiden dolayı kimseyle görüşmeyen Sabire Hoca sonunda projeme destek olmayı kabul etmişti. Ne mutlu bana!

Hayal etmek, tasarlamak, imgelem dünyasında dolaşmak üzerine, adeta verimli bir ders niteliğinde ve bir o kadar da keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Yıllarca etiket resimlerini hayranlıkla izlediğim Sabire Susuz’dan, etiketlerin ilham hikâyesini dinlemek de çok büyük bir keyif oldu. Tabi bunu maalesef ki paylaşamayacağım çünkü Sabire Hoca’nın yaşadığı bu özel ilham anı artık aramızda. Çekim mekanımız da sohbetimiz kadar etkileyiciydi. Çekimi harika bir Rum evinde gerçekleştirdik. Sanatına duyduğu bağlılığı evine ve bahçesine de duyan Sabire Hoca’dan bahçesinin ve bitkilerinin hikayesini dinledik.

Bir sanatçı nasıl düşünür?, Nasıl yaratır?, Bir sanatçı için hayat ile sanat ilişkisi nasıldır?, Bir sanatçı hangi kaynaklardan beslenir? Sorularınız varsa, serigrafi baskıdan etiket resimlere devamında performans sanatına uzanan çok doyurucu bir sohbete konuk olacaksınız. Sanat meraklılarının, sanat eğitimi almak isteyen öğrencilerin ve koleksiyonerlerin kaçırmaması gereken bir bölüm.

Devamını Oku
Ramazan Bayrakoğlu ile farklı tekniklerde eser üretimi üzerine

Ramazan Bayrakoğlu ile farklı tekniklerde eser üretimi üzerine

2007 yılıydı hatırlıyorum. İstanbul’da üniversite okuduğum yıllarda hafta sonlarımı müze ve galeri gezerek geçirirdim. Bir gün İstanbul Modern Müze’sini gezerken Ramazan Bayrakoğlu’nun insanın içine işleyen “Yangın” eseriyle karşılaştım. Ama ne karşılaşma, adeta tutuldum. Sanat meraklıları bilirler, böyle büyük eserler ancak uzaktan izlenir, tabi etkisi de farklı olur. Bir kaç metre mesafeyle acaba yağlı boya mı diye düşünürken, künyesini okumaya gittiğimde eserin, oto boyaları ve benzeri endüstriyel boyalarla yapıldığını görünce ayrıca hayran oldum. Fikri, tasarlanışı, yapım aşaması o kadar zorlu ki...

2011 yılından beri İzmir’de yaşıyorum. Ramazan Hoca ile fiziki tanışmamız 2021 yılında olacakmış. Her yerde konuşmaz, beni kırmadı. Fikrine, gözüne hayranlığım, eserlerine merakım o kadar büyüktü ki, Mehmet Kahyaoğlu hocamın da destek ve yardımlarıyla soluksuz buldum kendimi Ramazan Hoca’nın atölyesinde. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde olduğu dönemde hocalık yıllarını, sanata bakışını, düşüncelerini, yaşamını, üretim dinamiğini, çalışkanlığını hayranlıkla dinledim. En güzeli de dostluğunu kazandım.

Sanat da insan kadar karmaşık bazı zamanlarda. Bazen açıklanıyor, bazen de açıklanamıyor, hissediliyor. Ramazan Hoca’nın sohbetinde de aynı şeyleri düşündüm. Parmak izlerimiz ne kadar eşsizse Ramazan Bayrakoğlu’nun sanatı da, farklı tekniklerdeki boya kullanımı ve  seçtiği konular bağlamında oldukça orijinal fikirleri barındırıyor.

Bu bölümde sinemadan beslenen portre serisi eserlerini, peyzaj tekniğinde doğaya atıf yapan işlerini, fotoğrafa olan hayranlığını, fotoğrafçılık yönünü, gündelik alışkanlıklarını, en önemlisi de farklı malzemeye duyduğu ilginin köklerini konuştuk. Yepyeni eserlerini ilk defa görme şansını yakaladık.

Devamını Oku
Psikolog Şebnem Türkdalı Temizocak’la Çocuk ve Sanat ilişkisi Üzerine

Psikolog Şebnem Türkdalı Temizocak’la Çocuk ve Sanat ilişkisi Üzerine

Sağlıklı bir zihinle yaşama devam etmek, durup nefes alabilmek, yanlışı doğrudan ayırabilmek için tarafsız bir gözle bakmak lazım hayata. Tarafsız bir göz için de zaman zaman hepimizin ihtiyacı olan Şebnem Hanım gibi harika bir psikolog oluyor. Oğlumun doğumunu takip eden süreçte tanıştığım Şebnem Hanım, sadece çocuk yetiştirme ve anne-baba-çocuk ilişkisinin nasıl olması gerektiğine dair bilgi ve deneyimlerini paylaşmakla kalmıyor aynı zamanda müthiş enerjisiyle de kısa sürede  danışanlarıyla çok güzel bağlar kuruyor. Pek çok farklı dalda eğitmenlikleri olan, İzmir’de en güvendiğim isimdir Şebnem Türkdalı Temizocak. Ne mutlu ki bu yoğun temposunda beni kırmayıp atölyeme çekime geldi.

Bu bölümde anne karnındaki yolculuğundan başladığımız çocuğun, evrelerine şahit olacaksınız. Çocuk, sanat, psikoloji üçgeninde gelişen sohbetimizde, kısaca: Çocuğumun sanatla ilişkisi nasıl olmalı?, Çocuğum bir müzik aleti çalmaya kaç yaşında başlamalı?, Sanatla ilgilenen çocuklar ne gibi becerilere sahip oluyor, bu psikolojiye nasıl yansıyor? Çocuk resimleri nasıl yorumlanır?, Renkler çocuğun psikolojisini anlatır mı? gibi kemik soruların cevaplarını bulacağınız bölümde, hem bilgilenecek hem de enerji dolu keyifli sohbetimize eşlik edeceksiniz.  

Devamını Oku
“Hoca gibi hoca” diyeceğiniz bir isim, Mehmet Kahyaoğlu ile çok keyifli bir gün geçirdik

“Hoca gibi hoca” diyeceğiniz bir isim, Mehmet Kahyaoğlu ile çok keyifli bir gün geçirdik

Sanatta yeterlik (doktora) yıllarımda tanıştığım, tez danışmanım olan sevgili Dr. Mehmet Kahyaoğlu (Yaşar Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi öğretim üyesi) hayatımda tanıdığım en çok araştıran, sorgulayan, sorgulatan hocalardan biridir. Sanat tarihi, arkeoloji, sanat tarihi-yemek kültürü ilişkisi ve dil üzerine yaptığı araştırmalar ve yazdığı makaleler, okuyana ilginç ve farklı bakış açıları sunarken aynı zamanda  ufuk açan etkiler bırakır. Kendisi harika bir yol göstericidir. Google’a “Mehmet Kahyaoğlu” yazarsanız, “sanat tarihini sevdiren hoca” lakabıyla da karşılarsınız. Bu duruma hiç şaşırmıyorum çünkü ders anlatmak onun için bir keyif, hele de karşısında onunla tartışabilecek öğrencileri varsa.

Bu bölümde: Yaşam boyu öğrenme nasıl olur?, Farklı ilgi alanları aynı potada nasıl buluşur? Sorularına yanıt alacağınız gibi, maden mühendisliği işinden vazgeçip, sanat tarihçisi olma yoluna geçen Mehmet Kahyaoğlu’nun bir çoğumuza ilham olacak  kariyer hikayesi dinleyeceksiniz.

Sanat tarihi, yemek kültürü ve farklı iş deneyimleri ile dolu dolu yaşanmış bir hayata konuk olmak istiyorsanız, Mehmet Kahyaoğlu ile evinde yaptığımız sohbete davetlisiniz!

Devamını Oku
Ozan Ünal’ın İzmir’deki atölyesinde “farklı ruhları” temsil eden figüratif heykelleri ile buluştuk

Ozan Ünal’ın İzmir’deki atölyesinde “farklı ruhları” temsil eden figüratif heykelleri ile buluştuk

Yaşamın özünü sanatta bulan, üreterek yaşayan bir heykeltıraş arkadaşımın konuğuyum ilk bölümde, daha doğrusu o benim konuğum, kendisi Ozan Ünal. İzmir Karşıyaka’da harika bir loft atölyesi var, atölyenin her yeri çamur, alçı, demir, metal... İşiyle hemhal olmuş bir ruhun temsilcisidir Ozan, çok uzun yıllardır arkadaşımdır.  Sanatıyla olan ilişkisine çok saygı duyarım, günümüz Türk heykel sanatının İzmir’de yaşayan özgün ve üretken temsilcilerinden biridir.

Heykeltıraş kimdir?, Ne yapar?, Nasıl yaşar? merakınız varsa, cevaplarını ilk bölümde bulacaksınız. Ozan Ünal’ın heykeltıraşlık yolundaki mücadele hikayesi, sanatsal dilini bulma yolundaki araştırıları, işine duyduğu saygı ve aşk, özellikle de demire duyduğu sevda bir çok heykeltıraş olmak isteyen gence ışık tutacak, yol gösterecek.

Devamını Oku
Başlarken...

Başlarken...

Kendimi bildim bileli sanatla yaşıyorum...

2011 yılından bu yana İzmir’de nefes alıyorum. Mis gibi havasıyla, pırıl pırıl denizi ve her türlü faydalı bitkinin yetiştiği topraklarıyla bilinen İzmir, aslında sanatın üretimi bağlamında da bir o kadar verimli. Bir çok sebepten, sanatsal bağlamdaki o verimi, yoğunluğu ve birikimi çok ön plana çıkmıyor. İşte tam da bu sebeplerden ben de yaşadığım bu güzel coğrafyaya ve onun içinde yaşayan güzel ruhlu sanatçılara duyduğum saygıdan, “Koza” nın ilk sezonuna İzmir’den başladım. Her biri alanında uzman, sanatıyla özgün bir iz bırakan heykeltıraş, ressam, sanat tarihçisi, sanat yöneticisi ve bir psikolog olmak üzere toplam on konuğumla, sanatı, İzmir’i ve sanatla yaşamayı konuştuk.

Devamını Oku